Waldorf Yaklaşımı

Waldorf yaklaşımı eğitimi bir sanata dönüştürmeyi amaç edinen bütüncül bir yaklaşımdır

Waldorf eğitim yaklaşımı Rudolf Steiner tarafından geliştirilmiştir. Çocuğun ilk yedi yılında  Waldorf pedagojisindeki temel ilke taklittir. Çocukların sosyal, duygusal, ruhsal, ahlaki, fiziksel ve zihinsel açılardan dengeli bir biçimde ve çok yönlü olarak gelişebilmesini amaçlar.

“Waldorf yaklaşımına göre insanlar öncelikle belirli bir milletin üyesi değil, dünya vatandaşıdır.”

Çocukların bireyselliğini, özgüvenlerini ve bütünlüğünü desteklemeye ayrıca önem verilir. Çocukların sanat, müzik, hareket ile öğrendikleri; keşfederek, deneyimleyerek yaşantılarını zenginleştirdikleri düşünülür. Çocukların birbiriyle rekabet etmektense birbirlerine saygı duyarak, yardımlaşarak toplumsal aidiyet duygusu edinmeleri teşvik edilir.

Çocuğun ilk yedi yılında  Waldorf pedagojisindeki temel ilke taklittir ve oyun ile öğrenme esastır.

Steiner’a göre her çocuğun bir potansiyeli vardır ve bu potansiyel uygun koşullar sağlandığında ortaya çıkar. Bunun için acele ettirmeye gerek yoktur. Steiner bunu bahçıvanın bir çiçeğin açmasını beklemesine benzetir. Bir başka deyişle öğrenmenin tohumları eğer verimli topraklara ekilirse zengin bir hasat dönemi sürpriz olmayacaktır. Waldorf yaklaşımı çocuğun sağlam bir öğrenme sevgisi oluşturmasının gelecekte ihtiyacı olan akademik becerileri geliştirebilmesinin bir ön koşulu sayar

Waldorf Okulunun Temel İlkeleri

  1. Sosyo-ekonomik, ırksal ve dinsel temelleri ne olursa olsun bütün çocuklar okula kabul edileceklerdir.
  2. Her çocuğun farklı bireysel özellikleri ve kendine göre üstün yetenekleri olduğu kabul edilir. Eğitim planlanırken çocukların neleri öğrenmeleri gerektiği değil neleri öğrenebilecekleri göz önüne alınır. Çocuğun sahip olduğu bütün yetenekleri geliştirmesi ve en iyi seviyeye getirmesi amaçlanır.
  3. Nasıl ki dünyanın ve yaşamın belli bir ritmi vardır. İnsan organizmasının da belli bir ritmi vardır. İnsan bu ritim içinde olgunlaşır. İnsanın gelişimini sağlayan şekillendirici enerji bu ritim doğrultusunda değişik zamanlarda sırasıyla irade, duygu ve düşünce gelişimi üzerinde odaklanır. Ancak bir alanda yeterli olgunluğa erişildikten sonra eğitimde bir üst aşamaya geçilmelidir
  4. Her okul içinde bulunduğu topluma göre müfredatını düzenler, böylece öğrenilecek konuların çocuğun yaşamıyla ilişkilendirilmesi mümkün olur.
  5. Öğretmen çocuğu ve yaşadığı koşulları ne kadar iyi ne kadar ayrıntılı bilirse öğreteceği konuyu çocuğun hayatıyla o düzeyde daha iyi ilişkilendirebilir. Yine çocuğun gelişimini desteklemek için daha çok imkâna sahip olur
  6. Waldorf eğitiminde değerlendirme sistemi de farklıdır. Değerlendirmenin amacı çocuğu notla sınıflandırmak değil onu daha iyi tanıyıp, gelişimini daha iyi izleyebilmektir. Öğretmenler her çocuğun gelişimiyle ilgili uzun raporlar hazırlarlar.
  7. Çocuğun bütünsel olarak gelişmesi gereklidir. Bunun için uygulanan bilginin kazanılması, becerinin uygulanması, yaratıcılığın güçlendirilmesi, hayal gücünün uyarılması, anlama ve empati duygularının beslenmesi, sosyal sorumluluğun önemi ve ahlaki ilkeler gibi alanlara eşit önem verilir. Bir konu olarak ele alındığında tüm yönleri ile bütünleştirilmiş olarak işlenir.

“Benlik bilincini geliştirerek çocuğun gerçek potansiyelini özgür bırakmak böylece çocuğun potansiyelinin en üst aşamasına gelerek insanlığın ve dünyanın yararlı bir unsuru haline gelmesi Waldorf eğitiminin en genel amacıdır.”

Okul Öncesi Dönemde Waldorf Eğitimi

Waldorf yaklaşımında anaokulları ev ortamının bir uzantısı gibi görülür. Steiner’in teorisine dayanarak, yedi yaşından önce ağır akademik öğretim çocuklar için uygun değildir. Zengin uyaranlarla dolu bir sınıf ortamı çocukların öğrenmelerini zaten destekler. Örneğin, öğretmen hikâyeler, şiirler, şarkılar aracılığıyla çocukların dil gelişimlerinin desteklenmesine yardımcı olur. Hayali oyunlar aracılığıyla çocukların matematik becerileri geliştirilir. Her programda olduğu gibi sanat, müzik, drama ve fen aktivitelerine de yer verilir. Tüm bunlar zorlama ya da öğretmenden çocuğa giden bir bilgi aktarımı şeklinde gerçekleşmez; doğal yollardan çocukların bu becerileri kazanmaları sağlanır.

“Waldorf anaokullarında çocukların en önce çocuk olmaları beklenir ve çocuğun görevi oyundur.”

Waldorf anasınıflarında çocukların en önce çocuk olmaları beklenir, oyuna, sanata öncelik ve önem verilmesi beklenir.  Bu özelliği ile günümüzün gerçeği ile çelişebilir. Günümüzde çocuklar akademik başarı hırsıyla yarış içine sokulup çocukluklarını yaşamaktan mahrum bırakılabiliyorlar. Waldorf yaklaşımı çocukların gelişimsel açıdan bulunduğu noktaya saygı gösterir ve her şey için doğru bir zamanın olduğuna inanır. Örneğin; Waldorf yaklaşımında önemli olan okumanın ne kadar hızlı öğrenildiğinden çok çocuğun kendini okuma deneyimine her açıdan hazır hissetmesidir.

Waldorf yaklaşımında sıfır yedi yaş arasındaki ilk dönem şekillendirici güçler fizik-anatomik gelişim üzerinde odaklanmıştır. Çocuk uzuvlarındaki, iskelet ve kas yapısındaki gelişme sayesinde dik durma, yürüme, bedenini hareket ettirme, konuşma, kendi kendine yemek yeme gibi beceriler kazanarak gitgide daha bağımsız hale gelir. Böylece iradi olarak kendi kendisini yönetme becerisi gelişir ve hareketlerine bir düzen ve ritim gelir. Waldorf eğitiminde çocukların ritim duygusunun gelişmesi için çocuğun ritmik etkinlikler yapması önerilmiştir. Ritim öngörülebilirlik sağladığı için çocuğun kendisini güvende hissetmesini sağlar. Bu nedenle Waldorf Anaokullarında ip atlama, sallanma, şarkı söyleyip dans etme, haftanın her günü farklı bir yemek ve bunu her hafta / ay tekrar etmek, mevsimsel festivalleri kutlamak gibi birçok ritmik etkinliğe daha iyi bir denge için iç ritmi desteklemek adına yer verilir. Bu dönemde bedenin gelişimine özelikle dikkat edilmeli çocuk sağlıklı bir şekilde beslenmeli, beceri kazanma sürecinde desteklenmelidir. Çocuktan fiziksel, sinirsel, olgunluğunun üstünde şeyler beklenmemelidir. Sıfır-yedi yaş arasındaki çocuk fiziksel etkinliklerle dünyayı anlar taklit ve oyun ile öğrenir. Bu aşamada çocuk gördüğü şeyleri defalarca yaparak kendi davranış repertuarına katar. Bu dönemde üç yaş önemli bir gelişim basamağıdır. Çocuk üç yaşına geldiğinde dilinin ve düşüncesinin gelişimiyle birlikte artık kendisini birey olarak fark edebileceği bir seviyeye gelmiş olur. Artık çocuk ben demeye başlar bu taklit edilmeden söylenmiş özgün bir sözcüktür. Üç yaşında başlayan bu ikinci dönemde dil ve düşünce gelişimiyle birlikte çocuğun benliğini-tanıma duygusu kurulur. Bu dönemde öğrenme bir fikirle ilgili hayal kurma daha sonra onu görüntüsel olarak dışa yansıtma ile gerçekleşir. Waldorf anaokullarında çocuğun bu dönemdeki gelişim ve olgunlaşma sürecine uygun olarak bedensel zekâya önem verilir. Bedensel zekânın gelişimi için uygulamalı ve artistik etkinliklerden yararlanılır. Hayalci, yaratıcı oyun Waldorf anaokullarının temel etkinliğidir. Hayal kurmak ileriki entelektüel etkinliklerin de temelini oluşturur.

Waldorf Okullarında Eğitim Ortamı

Waldorf okullarında sınıf ortamı düzenlenirken estetik ve doğal bir ortam yaratılmasına çok dikkat edilir. Doğadaki ve sınıftaki güzelliğin çocukta doğa sevgisinin oluşmasını, doğal uyumun algılanmasını sağlayacağı; doğanın bir parçası olduğu için mutluluk yaratacağı düşünülmektedir. Sınıf doğal ortama en yakın şekilde düzenlenerek çocuğun doğanın döngüsünü ve ritmini algılamasına ve yaşamasına da çalışılır. Waldorf okullarında sınıflar ne kadar büyük ve bir öğrencinin kullanabileceği sınıf sayısı ne kadar çoksa (ideal sayı dört sınıftır) eğitim ortamı o kadar ideale yakındır. Waldorf eğitiminde kişi doğanın bir varlığı olarak görüldüğünden kişinin bütünlüğünü sağlaması ancak doğa ile bütünleşmesi sayesinde olabileceği düşünülmektedir. Yine doğal döngünün mevsimlerin yaşam ritminin insanın kendi ritmini etkilediği, insanın bu ritim içinde var olduğu düşünülmektedir. Bütün bu nedenlerden dolayı sınıf ortamı doğal varlıklarla doludur. Anaokulunda ve ilkokulda sınıfta (Fen) Doğa masası / dersliği yer alır. Bu masa sayesinde çocuk doğanın güzelliğinden ve ritminden haberdar edilir. Doğa masasına mevsimsel nesneler konur. Çocuklar bu masaya katkı yapabilirler. Kültürlerini ve geleneklerini yansıtan sanat eserleri ile sınıfı süsleyebilirler. Kendi geçmişlerinden gelen güzelliği duyumsamaları bu sayede kolaylaştırılır. Bir etkinlikten diğerine geçişte müziğin kullanılması Waldorf okulunun estetik yanının başka bir örneğidir.

“Okul öncesi dönemde çocuğun beyni uygun oyuncaklarla uyarıldığında, hayal gücü harekete geçirilir. Hayal gücünü beslemenin yolu, çocuğun eline bitmiş, her şeyiyle dört dörtlük oyuncaklar vermemekten geçer. O nedenle, birkaç kumaş parçasıyla yapılmış bir bebek, ağlayan, konuşan, yürüyen bir bebekten daha elverişlidir. Küçük bir kutu, çocuk için her şey olabilir. Gemidir, arabadır, uçaktır. Nesneye o an denemek istediği ve uyum sağlamak istediği koşullara göre anlam verir. Oyunu bittiğinde ise, o yine kutudur. Hayal çocuğa, var olanın ötesine geçmek ve kendi yapıp etmesiyle olabilecekleri biçimlendirme gücü verir.”

Sınıftaki oyuncaklar çok farklı amaçlar için kullanılabilecek nitelikte olduğundan çocukların hayali oyunlarını teşvik edici özelliktedir. Çocuklar oyunları sayesinde farklı roller üstlenir, sosyal ilişkiler kurar ve öğrendiklerini uygulama fırsatı bulurlar. Sınıfta doğayı tanıma ve doğayla birlik olma amacıyla doğal malzemelere yer verilir (sukabağı, kozalak, dallar, çakıl taşları vb.). Çocukların taklit yeteneklerini geliştirmek ve de sorumluluk almalarına yardımcı olmak amacıyla sınıf içinde bazı görevler almaları sağlanır; örneğin tamir yapma, atıştırmalık hazırlama, masaları temizleme, çiçeklerin bakımını üstlenme gibi. Bu görevleri yerine getirirken çocuklar öğretmen tarafından asla zorlanmaz, kendi seçimleri doğrultusunda sınıf içinde iş bölümüne katılmalarına fırsat verilir.

“Waldorf eğitimi, oyuncak ne kadar basitse yaratıcılığı o kadar güçlüdür ilkesine dayanır. Steiner, oyuncakların çok doğal olması ve çocuklara duyusal deneyimler yaşatması gerektiğinin altını çizmiştir. Steiner, basit ve açık uçlu oyuncakların çocukların yaratıcılığını canlandırdığına, çünkü o zaman ortaya başka nesneler çıkarabilmek için hayal güçlerini kullanabileceklerine inanıyordu.”

Waldorf eğitimi, çam kozalakları, deniz kabukları, mısır koçanları, ipler, bez parçaları ve mendiller, sopa ve dallar, ahşap bloklar, taşlar ve mukavva parçaları gibi, herkesin ulaşabileceği basit ve çevre dostu oyuncakları destekler.

Sınıf ve okul ortamının oluşumunda yapı ve çevre ve bunların bütünsel eğitime olanak verecek şekilde yukarıda tanımlanan ilkeler doğrultusunda düzenlenmesi ne kadar önemli ise sınıf ve okul içinde yaratılan atmosfer de bir o kadar önemlidir. Waldorf okulunda katı hiyerarşi yoktur. Bir öğretmen diğerinden veya bir öğrenciden üstün değildir. Öğretmenler liderdir. Her öğretmen, öğrencilerini bir topluluk olarak değil her birini farklı farklı bireyler olarak tanımaya çalışır. Öğretmenler her sabah çocuklar sınıfa girerken her birini tek tek isimleriyle selamlamak, el sıkışmak, onlarla göz göze gelmek, onları dinlemek ve bazen onlarla ilgili bir yorumda bulunmak için bilinçli olarak çaba sarf ederler. Veliler de okulun bir parçasıdırlar okulun yönetimine katılırlar etkinliklerde okula katkıda bulunurlar bazı dersler için gerekli yetenek ve becerilere sahip velilerden destek alınır. Bu nedenlerden ötürü Waldorf Okulu çocuğun sadece eğitim ve öğretim aldığı bir yer değil aynı zamanda bütün yaşamını kapsayan büyüdüğü olgunlaştığı, benlik bilincini kazanarak yetişkin haline geldiği bir kurumdur.

Waldorf Öğretim Yöntemleri

“Waldorf eğitiminde her sabah bir “çember zamanıyla” başlar. Çember zaman, çocukların, örneğin mevsimler gibi belli temalar üzerine bir şarkı ya da tekerleme söyledikleri, hareket egzersizleri yaptıkları ya da parmak oyunları oynadıkları özel bir zaman dilimidir.

Waldorf eğitim sisteminde hikâye anlatımı, sanat etkinlikleri ve Steiner’in geliştirdiği bir sanat olan euritim kullanılan en temel öğretim yöntemleridir. Bunlara anaokulunda yaratıcı oyun eklenebilir. Hikâyeleştirme en temel öğretim yöntemlerinden biridir. Bu yöntem konuların bir senaryoya oturtularak çocukların hayal kurmalarını ve öğrenecekleri konuları yaşamla bağdaştırmalarını sağlar. Bu sayede öğrenme bir iş olmaktan çıkar doğal bir süreç haline gelir. Waldorf eğitiminde hikâyeler okunmazlar, öğretmen tarafından anlatılırlar. Öğretmenler hikâye sunumu sırasında tepegöz, bilgisayar sunusu, kendi kişisel notları, kaynak kitap gibi araç gereçler kullanmaz. Hikâyeyi dinlerken öğrenciler not almadıkları gibi öyküyü takip edecekleri bir kitapları da yoktur. Hikâye öğretmenin dışavurumcu anlatımı ile canlılık kazanır öğrenciler hikâyeyi yaşarlar. Böylece sunum daha canlı olur ve çocuğun etkin katılımı sayesinde, hayal gücünün, zihinsel görüntüleme gücünün harekete geçmesi ve dinleme becerisinin gelişmesi sağlanır. Hikâye anlatımı ve hikâyenin işlenen konuyla ilişkilendirilmesi her gün aynı saatte yapılan ve birkaç hafta süren ana derste yapılır. İlk adımda öğretmen hikâyeyi canlandırmalarla anlatır. Hikâyeyi anlatırken hikâyede anlatılan olayları devamlı olarak çocukların geçmiş deneyimleri ve önceki öğrenmeleri ile ilişkilendirir.

Örneğin bir öğretmen tarihsel bir hikâye anlatırken kaynaklar için birbirleriyle yarışan güçlerin durumunu çocukların yakan top oyunundaki durumlarına benzetebilir. Eğer çocuklar oyun oynarken birisi toplarını alsa onlara böyle bir durumda “Nasıl hissederdiniz?” “Nasıl tepki verirdiniz?” gibi sorular sorarak çocukları konun içine çeker. Böylece konu cansız bir bilgi yığını olmaktan çıkıp çocuk için kendini kaptırabileceği anlamlı bir hal alır. Çocuğun duyguları bu sayede harekete geçirilir ve konuyu öğrenmeleri daha kolay hale gelir. Bu aşama hem düşünme hem duygu aşamasıdır. Çocuk dinleyerek konuyu kafasında canlandırdığı için düşünce, konu çocuğun deneyimleri ile ilişkilendirildiği ve çocuğun duygularını harekete geçirdiği için de duygu aşamasıdır. Aynı konunun üst üstte her gün bir kaç gün boyunca işlenmesinin bir nedeni de kuramsal olarak, çocukların hikâyelerde duydukları imajları uykularına taşıdıklarının ve ertesi gün kavramların anlaşılmasının daha kolay hale geldiğinin düşünülmesidir. Ana ders bir konuyu derinlemesine işlenmesini sağlayacak her türlü etkinliği içerebilmesi için uzun tutulur. Böylece çocuk konuyla ilgili kendi isteği ve iradesi doğrultusunda yapmak istediği bir şeyi yapar. Bu resim, heykel, şarkı, yazı, oyun, örgü, tahta işleme gibi bir ürün olabilir. Bu ürünler çocuğun ana ders defterinde (portfolyo) biriktirilir. Böylece çocuk her konuyla ilgili temel bilgileri kendi bakış açısı ve deneyimleri doğrultusunda ortaya koyduğu eserlerle anlattığı kendi konu kitabını yaratmış olur.

Her çocuk aynı konuları aynı gerçekleri öğrenir fakat her biri konuyu içselleştirmeleri ve konuyu ortaya koyuşları farklı farklıdır. Konu kitaplarını çocuklar kendileri konuyu işlerken yaratırlar. Bu nedenle özellikle anaokulunda ve ilkokulun ilk yıllarında Waldorf okulunda kaynak kitap zorunlu değildir. Bunun yanı sıra öğrencileri yaratıcılıklarının gelişimini önlememesi, onları masa başına hapsetmemesi için teknolojik aletlerin kullanımı öğretilmez bu aletler öğretim için de kullanılmazlar ya da etkileri sınırlı tutulur.  Ana konu defterini yaratan çocuk ödül, ceza ikileminde bir güdülenme ile öğrenime katılmaz. Onun güdülenmesini sağlayan bir şeyi öğrenip hayata geçirmek ve kendinden bir şeyler katarak yaratım sürecinde bulunmaktır. Yapmanın ve yaratmanın mutluluğu yeni şeyler öğrenmek için yeterli bir güdüleme aracıdır.

Ertesi günkü ana derste bir önceki günkü hikâye ve hikaye üstüne konuşulan konular tekrar edilir. Öğretmen öğrencilere hatırlama soruları sorar ardında daha açıklayıcı bilgiler isteyen derinlemesine sorulara geçilir. Böylece bu bilgilerin üzerinden tekrar geçilmiş olur. Hikâyeyi tekrar etme sürecinde çocuklar düşüncelerini sıraya koymayı ve onları ifadelendirmeyi, hikâye akışını öğrenirler ve kelime haznelerini geliştirirler.

Waldorf yaklaşımında rutinlerin pek çok faydası vardır. İçlerinden birisi aynı zamanda Waldorf eğitmeni de olan,“Sadeliğe Dayanan Ebeveynlik” kitabının yazarları, ritüel ve rutinlerin çocuklara güven hissi verdiğini söylüyor. Yazarlar, rutinler geliştirmenin ebeveynliği sadeleştireceğini ve daha keyifli bir deneyime dönüştüreceğine inanıyor.”

Öğretmen her derste konu edilen hikâyenin içinde gizli olan ahlaki gerçeği ortaya çıkarmak ve bunun öğrenciler tarafından kendi yaşamlarıyla ilişkilendirilmesi için çaba harcar. Hikâye anlatımı sonrasında çocukların hikâye sonucunda anladıkları ve kendilerine mal ettikleri gerçekleri sanat yolu ile yeniden yapılandırıp içselleştirirler. Waldorf okullarında genel okulların tersine sanat merkezdedir ve en önemli öğrenme etkinliğidir.

Steiner’e göre resim çizmek en ilkel haliyle bile insanda yaptığı şeye karşı ilgiyi ortaya çıkarır. Çocukların kendi artistik duygularının rol oynadığı figürlerden başlanmalı ve buradan harflere evrilmelidir. Resmin yanı sıra Waldorf sistemi çocukların içsel duygularını plastik, görsel ve müzikal sanatlar gibi pek çok değişik disiplin yoluyla dışa vurabilmelerini sağlayan geniş artistik etkinlikleri içerir. Örneğin Waldorf okulunda öğretmen yoklamayı şarkı yoluyla alır. Çocuklar şarkı yoluyla cevap verirler (Easton, 1997). Sanat ahlaki, toplumsal, zihinsel, duygusal, iradi gelişim için gerekli güçlerin kaynağını besleyerek akademik bütünlüğe, benliği-gerçekleştirmeye, çatışmaları çözümlemeye, benlik-saygısının gelişimine yardımcı olur.

Bu sanat etkinlikleri içinde Steiner’in geliştirdiği euritimin özel bir yeri vardır. Euritim konuşmanın sesli ve sesiz harflerini, müzikal melodinin tonlarını ve aralıklarını, kolların ve bedenin hareketleri ile görünür olarak dışa vurulmasını sağlayan bir sanat etkinliği bir disiplindir. Bu disiplinin çıkış noktası insanın doğal hareketleri ve kendini ifade ediş biçimidir. İnsan doğal olarak aslında ellerini ve kollarını kullanarak hem duygularını hem de o duygularının anlamlarını ifade eder. Zaten jest ve mimikler konuşmaya doğal olarak eşlik ederler. Euryritmin uygulanışı ve öğretilmesi çocuğun yaşına, gelişim düzeyine ve sınıfına bağlıdır. Öğretmenlerin bu öğretim yöntemlerini kullanabilmeleri ve hangisinin ne zaman en etkin olabileceğini bilmeleri gerekmektedir. Bu nedenle Waldorf eğitiminde öğretmenin etkin bir rolü vardır.

Waldorf Öğretmenin Özellikleri ve Rolü

Rudolf Steiner 1922’de Oxford’taki konuşmasında, öğretmenler için üç altın kural belirlemiştir. Bunlar; “dünyaya gelen çocuğu minnettarlıkla kabul etmek”, “ona sevgiyle öğretmek” ve “insana yakışan gerçek bir bağımsızlık içerisinde ona önderlik etmektir”.

Waldorf yaklaşımına göre, Waldorf  öğretmenleri kendilerini “ her çocuğun içinde bulunan gerçek öğrenme sevgisini” ortaya çıkarmaya adamıştır. Waldorf öğretmeninin amacı çocuğun kendi yaşamının ruhsal ve maddesel gerçekleriyle ve dünyasal varoluşuyla uyumlu hale gelerek bunları en zengin şekilde kullanabilmesine yardımcı olmaktır. Bunu sağlayabilmesi için öğretmenin çocuğu bütün olarak kavraması gerekmektedir.

“Öğretmenler çocukların her birinin farklı birer birey olduklarını kabul eder. Erken çocukluk döneminin hayati öneminin farkındadır ve bu dönemin acele getirilmeyeceğini bilir. Çünkü bu döneme gelecek dönemler için sağlam bir temel oluşturacağından hassasiyet gösterilmelidir. Waldorf öğretmenleri şu üç duyguyu benimserler: Saygı, heves ve emniyet. Çocuklar hayatlarının ilk yedi yılında çevrelerinde olup bitenlerle oldukça ilgili olduğundan öğretmen uygun uyaranları çocuğa sağlamakla yükümlüdür. Öğretmen çocuğa saygı ile yaklaşmalı, kendi hızında öğrenmesine izin vermeli, asıl önemli olanın gelişimin hızından çok kalitesi olduğu fikrini benimsemelidir.”

Steiner’a göre herkes öğretmen olamaz; öğretmen olmayı seçen kişi ise bu rolünü hevesle yerine getirmeli ve kendini buna adamalıdır. Öğretmenin bu hevesli ve kendini adamış hali çocuklar tarafından da fark edilecektir. Öğretmenin bir diğer görevi de çocukların fiziksel, duygusal, sosyal ve psikolojik sağlığını korumaktır. Öğretmen çocuklara stresten uzak, rahatlatıcı, çocukların öğrenmelerini destekleyici bir ortam sunar. Çocukların deneyimleyerek, yaşayarak öğrenmelerini destekleyecek imkânlar sunar.

Waldorf okullarında öğretmen çocukların güçlü yönlerini vurgular. Çocuklarda kendine güven duygusunun gelişimini desteklemekle birlikte, çocukların kendi yeteneklerini keşfetmelerini sağlamaktadır. Eğitimcilerin görevi, çocuklarımızı önceden öngöremediğimiz geleceğe hazırlamaktır. Waldorf öğretmeni, her şeyi sonuna kadar açıklamaz, tersine önemli soruları bilinçli olarak açık bırakır. Sağlıklı biçimde uyku alınmış bir gecede soru, bilinçaltında filiz vermeye başlayabilir, böylece ertesi gün öğrenciler tarafından daha derinlemesine işlenebilir. Çocuğa akıl vermek değil bir büyüğün yaptığı çocuğu etkilemektedir. Yani öğretmenin rolü yapmış olduğu faaliyetlerin çocukları etkilemesi ve onları harekete geçirmesidir. Öğretmenler çocuklarla birlikteyken asla başka şeylerle ilgilenmezler, tamamen çocuklarladırlar.

Waldorf okullarında sınıf, çocuk için bir aile ortamı olmakta ve otorite simgesini öğretmen temsil etmektedir. Bu yaklaşımla öğretmenler ve çocuklar birbirlerini çok iyi tanımakta, öğretmenler bu sayede çocukların eğitimleri için en uygun yolu çizebilmektedirler

Waldorf öğretmenleri insanların sadece beyinden ibaret olmadıklarını düşüncenin olduğu kadar duyguların ve iradenin de insan yaşamında etkin olduğunu bilirler. Çocuğun gelişiminin bütün yönlerini destekleyebilmesi için iyi bir öğretmenin çocuğun gelişiminin fizik-anatomik; organik-fizyolojik ve zihinsel-inançsal yönlerini ve aşamalarını bilmesi gerekmektedir. Ancak bu sayede eğitimi çocuğun gelişimi doğrultusunda planlayıp uygulayabilir. Çocukların değişen ve gelişen ihtiyaçlarını karşılayabilmek onları her gelişim döneminde anlayabilmek için öğretmenlerin çocukların ihtiyaçları ve gelişimleri doğrultusunda kendilerini geliştirmeleri gerekmektedir. Örneğin öğretmen çocuğun ilk yedi yıllık dönemde daha çok taklit ederek öğrendiğini bu dönemde en önemli şeyin çocuğa doğru model olmak gerektiğini bilmelidir.

Sadece akademik öğrenim için değil çocuğun davranışsal ya da sosyal öğrenmesine ilişkin yapısını anlamak sorunlarını çözmek için de öğretmenin çocuğun anatomik-fiziksel, organik-fizyolojik, zihinsel-inançsal yapısını bilmesi gerekmektedir. Ancak bütün bilinirse tam anlamıyla çocuk bilinebilir ve eğitilebilir. Öğretmenler bu üç sistemin birbirleriyle karşılıklı etkileşim içinde çalıştıklarını fakat kendilerine özgü işleyiş biçimlerinin ve etkilerinin olduğunu da bilmelidirler. Böylece bir bileşenin zararlı bir şekilde baskın olmasını engellemek, bileşenler arasında uyum ve dengeyi kurabilmek için hangisini beslemeleri gerektiğini bilebilirler. Öğretmenler hem çocuğun kendi iç gelişimi konusunda bilgili olmalı, hem de çevrenin onun üzerinde neden olabileceği etkileri kestirebilmelidir. Bütün bunlarla ilgili olarak öğretmenler kültürel, sosyal gelişimlerden haberdar ve temel tıp bilgisine sahip olmalıdırlar.

“Waldorf yaklaşımına göre, Waldorf  öğretmenleri kendilerini “ her çocuğun içinde bulunan gerçek öğrenme sevgisini” ortaya çıkarmaya adamıştır.”

Bu donanımla birlikte öğretmenin öğretim yöntemlerini de etkili bir şekilde kullanabilecek düzeyde olması gerekmektedir. Hangi konu olursa olsun öğretmelerin canlı bir sunum gerçekleştirmesi ve konuya yeterince canlılık katmasını gerekir. Waldorf eğitiminde hikâyelerden sıklıkla faydalanılır. Öğretmenin bu hikâyeleri çocukların kafalarında canlandıracakları duygularını harekete geçirecek şekilde anlatabilmeleri gerekmektedir.

Rudolf Steiner 1922’de Oxford’taki konuşmasında, öğretmenler için üç altın kural belirlemiştir. Bunlar; “dünyaya gelen çocuğu minnettarlıkla kabul etmek”, “ona sevgiyle öğretmek” ve “insana yakışan gerçek bir bağımsızlık içerisinde ona önderlik etmektir”.

Waldorf eğitiminde öğretmen sadece bilgi aktaran biri değildir. Özellikle anaokulu, ilköğretim öğretmeni çocuğu ve ailesini her yönüyle tanıyan onların hayatında yer eden en önemli insanlardan biridir.

Waldorf Yaklaşımında Yöntemler ve Müfredat

“Steiner, “Öğretmenlere, öğretmenliğin ne olduğunu anlatan bir kitap nerede var? Bu kitap, çocukların kendisidir. Öğretmenliği, karşımızda açık duran ve çocukların kendisinden oluşan kitap dışında başka bir kitaptan öğrenmeye kalkmamalıyız” diyor.”

Steiner’in düşüncesinde yaşam ritminin önemine ve çocukların kendi ritimleri düzeyinde eğitilerek yaşamın ritmine dâhil olmalarının vurgulandığını görmüştük. Waldorf okullarında da anaokulundan lisenin bitimine kadar öngörülebilir günlük haftalık (Salı günü şarkı söyleme, Pazartesi, Çarşamba elişi, Perşembe vb.). ve mevsimsel rutinler izlenir ve uygulanır. Waldorf öğretmenleri dinlence ve oyun, anlaşma ve tartışma, sessiz zaman ve gürültülü zaman, gibi doğal ritmik işleyişe uyumlu ve onun gerekleri yerine getiren ritmik döngülerle çalışırlar. Bunların yanında yaşamın genel ritminin kavranabilmesi için her yıl gerçekleşen festivallerin ve diğer etkinliklerin kutlanmasına Waldorf eğitimde büyük önem verilmektedir.

Tabiki Waldorf okullarının işleyişi festivaller üzerine kurulu değildir fakat ana ilke olarak müfredat çocuğun gelişimini ve doğanın döngüsünü izlemek üzerine kurulmuştur. Konular işlenirken farklı şekillerde sunulmalarına diğer konularla bütünleştirilmelerine önem verilir. Steiner’in çerçevesini çizdiği çekirdek müfredatta anaokulundan lise sona kadar görsel, müziksel ve dokunsal sanatlar öğrenilecek diğer konularla bütünleştirilmişlerdir. Bütün bilgilerin birbiriyle ilişkili durumlarını göz ardı etmeden, bilginin evrilmesi ve kademeli olarak bugünkü uzmanlaşmaya doğru ilerlemesine vurgu yapılır. Bu genel çerçeve doğrultusunda eğitim planlanır ve Waldorf sisteminin kendine özgü kuralları doğrultusunda müfredat hayata geçirilir.

“Çocuklar ne aynı şekilde ne de aynı ritimde gelişir. Waldorf eğitimi  bize her çocuğun birey olarak ihtiyaçlarını ayrı ayrı dikkate almamızı ve çocuklarımızdan olmadıkları gibi davranmalarını beklememizi anlatıyor.”

Waldorf müfredatı sabah ilk ders olarak uygulanan ve iki saat süren ana derse göre düzenlenmiştir. Böylece çocuklar günün en hazır oldukları zamanında konuyu her yönüyle işlemek ona dair etkinlikler gerçekleştirmek şansını bulurlar. Dersin mümkün olduğunca uzun ve kesintisiz olması konunun doğası gereği olan etkinliklere, uygulamalara yer verilmesine ve konunu gözden geçirilmesine olanak sağlar. Öğretmen nesnel, matematiksel veya fenne ait konuları izleyen dönemde insan ilgilerinin egemen olduğu tarih, edebiyat gibi konular işleyebilir. Konuların böyle birbirlerine alternatif bir düzen içinde ele alınması, gündüz saatlerinde içsel dikkat gerektiren konulara ve öğleden sonra mümkün olabildiği kadarıyla fiziksel etkinlik gerektiren konulara yer verilmesi, programı tazeleyen bir ritim sağlar, gerginliği azaltır ve uzun solukta öğrenme konusunda ekonomi sağlamaktadır.

Çizgi çalışmaları,  aritmetik gibi geleneksel konuların dışında, bahçecilik, tahta işlemeciliği, performans ve görsel sanatlar ve örgü konuları da çocuk gelişimi için olmazsa olmazlardan sayıldığı için müfredatın ana konuları arasındadır. Öğrenciler her alanla ilgili eğitim alırlar. Bu aynı zamanda bütünsel eğitimin vazgeçilmez ilkelerinden biridir. Kişi yeteneğinin ve eğiliminin daha fazla olduğu bir alana yoğunlaşabilir fakat bu o kişinin yaşamın diğer alanlarından kendisini yalıtması ve bu nedenle sağlıksız bir gelişim göstermesi pahasına olamaz. Ana dersin yanı sıra boyama, şarkı söyleme, euritim, biçim çizimi, yabancı diller ve elişi derslerinin yer aldığı bir saatlik uzmanlık dersleri vardır. Anaokulu yıllarında çocuğa öğretilenler ileriki eğitim yaşamında daha soyutlaşarak öğreneceği konulara bir başlangıç özelliği taşırlar. Çocuk olgunlaştıkça aynı bilgiyle başka biçimlerde karşılaşır ve böylece bilgi hep yeni kalır.

Yaratıcı oyun, ritmik hareket ve sanatsal etkinlikler en önemli öğretici etkinliklerdir. Çocuk şarkıları bu dönemki eğitimde çok önemlidirler. Şarkılar duyular üzerinde güzel ve ritmik etki bırakmalıdırlar. Sesin güzelliği anlamdan daha önce gelmelidir. Göz ve kulak üzerinde ne kadar çok yaşayan izlenim oluşturulursa o kadar iyi olur. Steiner’e göre ritmik şarkılarla dans etmek fiziksel organların gelişiminde önemli bir rol oynar. Bu eğitimin verilmesi için yaratılan ortam ve çevre önemlidir çünkü bu aşamada çevre çocuğu yönlendirir.

Waldorf anaokulundaki sabah etkinliklerinden bir bölümü sözel dille ilgili güçlü artistik etkinliklere ayrılmıştır. Çocukların kendilerini yaşadıkları doğa ve mevsimlerle ilişkilendirmelerini sağlayacak doğa ve mevsimlerle ilgili masallar dinlerler. Örneğin o mevsimde yapılan festivallere ilişkin masallar olabilir. Değişik kültürlerin masalları hayal güçlerini ve oyun etkinliklerini zenginleştirir. Şarkılar, şiirler, parmak oyunları vb. şeylerle dillerinin sesleri ve ritmiyle bağlantı kurarlar. Daha uygulamalı etkinlikler her gün bir yemeğin yendiği mutfakta gerçekleşir. Çocuklar temizliğe, sofranın kurulmasına, sebzelerin kesilmesine, yerlerin süpürülmesine yardım ederler. İçerdeki bu etkinlikler ve dışarıdaki dikkatlice seçilmiş oyuncaklarla yapılan etkinlikler ile çocuğun duyusal-hareki gelişimi desteklenir.

Duyusal-hareketliliğin, yaratıcı görüntülemenin ve dilin gelişmesi Waldorf anaokulu eğitiminin anahtar unsurlarıdır.

“Sanat, Waldorf eğitiminin önemli bir parçasıdır.”

Sanata yer ayırmak demek, çocuklarımıza, yaratıcı oyunlar oynayabilecekleri yapılandırılmamış anlar sunmak demektir. Bu anlarda çocuklarımız yaratıcılıklarını geliştirirler.

Steiner, bir çocuğun oyuncakları ne kadar az ve ne kadar sadeyse yaratıcılığının da o kadar gelişeceğine inanır. Aynı zamanda, oyuncakların ortada dağınık durmayıp sepetlerde ya da raflarda durduğu düzenlenmiş alanların çocukların gelişiminde önemli bir rol oynadığını düşünür. Montessori okullarında da düzenlenmiş alanlara önem verilir.

Neden Waldorf?

  • Çocuğunuzun bireysel gelişimini desteklemek için,
  • Çocuğunuzun “neyi düşünmesindense” “nasıl düşünmesine” odaklandığı için,
  • Çocuğunuzun yaratıcılığını destekleyerek çok yönlü gelişimini desteklediği için,
  • Ve çocuğunuzun kendi yolunda kimseye ihtiyaç duymadan büyük bir özgüven ile ilerlemesi için…

“Çocukları saygıyla kabul edin, sevgiyle eğitin ve geleceğe özgürce yollayın”

Rudolf Steiner – Waldorf Kurucusu